CSW69 Deneyiminden Notlar: Küresel Bir Köyde Ortak Mücadele*
- ÇemberDe

- 18 Mar
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 19 Mar
*ÇemberDE Eş-kurucusu ve Eş-Genel Koordinatörü Gülfer Kırbaş'ın 2025 yılı CSW69 deneyim paylaşım yazısıdır.
Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu (CSW) toplantılarına yedi gün boyunca UN Women Türkiye desteğiyle katıldım. Bu süre içinde CSW sürecini uzun yıllardır takip eden Türkiye’den kadın aktivistlerle konuşma fırsatı buldum. Bu sohbetler, kendi gözlemlerimi daha geniş bir çerçevede değerlendirmeme yardımcı oldu.

Genel Oturumlarda Sivil Toplumun Sınırlı Alanı
İlk izlenimlerimden biri, genel oturumlar ve ana etkinliklerde hükümet temsilcilerinin baskın olması ve sivil toplumun sınırlı ölçüde söz alabilmesiydi. Bu durumun son yıllarda giderek belirginleştiğine dair yorumlar da duydum. Oturumlarda genellikle bakan düzeyinde ülke temsilcileri konuşuyor ve salondan yalnızca önceden seçilmiş kişilere söz veriliyordu.
Bu oturumlarda dikkatimi çeken birkaç soru oldu. Örneğin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yöneltilen “Sizin pozisyonunuzda bir kadını ne zaman göreceğiz?” sorusu, Birleşmiş Milletler’in regl politikalarına dair yöneltilen bir soru ve Maldivler’in Daimi Temsilcisi’nin ülkesinden bir kişinin bu göreve gelmesinin 50 yılı aşkın sürmesini eleştirmesi gibi müdahaleler etkileyiciydi.
Ancak genel olarak güçlü ve tartışma açan soru sayısının oldukça sınırlı olduğunu gözlemledim. Katılamadığım oturumlara ilişkin olarak diğer katılımcılardan da benzer değerlendirmeler duydum. Bu durum, CSW sürecinde sivil toplumun gerçek etkisi üzerine düşünmeme neden oldu.
Küresel Bir Köyde Ortak Mücadele
CSW’de katılımcı profili son derece çeşitliydi. Daha önce adını bile duymadığım ülkelerden gelen kadınların bu toplantıya katılmak için duyduğu heyecan oldukça etkileyiciydi.
Onlarla yaptığım sohbetlerde güçlü bir duygu öne çıktı: Farklı coğrafyalarda yaşıyor olsak da aslında küçük bir küresel köyde yaşıyoruz ve benzer mücadeleleri benzer biçimlerde veriyoruz.
CSW’de sıkça dile getirildiği gibi, kadın karşıtı politikaların yükselişte olduğu bir dönemden geçiyoruz. Nerede yaşarsak yaşayalım, farklı biçimlerde ama benzer baskılarla karşı karşıyayız. Buna rağmen kadınlar direnmeye ve mücadele etmeye devam ediyor.
Bu dayanışmayı görmek son derece güç vericiydi. Ancak aynı zamanda bu küresel gerilemenin Türkiye’deki yansımalarını düşünmek de kaygı vericiydi.
Yan Etkinlikler: Daha Çeşitli Sesleri Duymak
Bu nedenle daha çok yan etkinliklere ve paralel oturumlara katılmayı tercih ettim. Çünkü burada daha çeşitli ve farklı sesleri duyma imkânı vardı.
Ukrayna’dan gelen kamu temsilcileri ve sivil toplum aktörleri savaşın kadınlar üzerindeki etkilerini ve yeniden inşa süreçlerinde kadınların üstlendiği rolleri anlattı.
Irak, Filistin, Meksika ve Tayvan’dan feminist aktivistlerin katıldığı bir oturumda ise kriz dönemlerinde feminist örgütlenme deneyimleri paylaşıldı.
Bu oturum özellikle dikkat çekiciydi çünkü konuşmacıların isimleri açıklanmadı ve katılımcılardan fotoğraf veya video paylaşmamaları istendi. Bu durum konuşmacıların güvenliği için gerekliydi. New York’ta düzenlenen bir CSW etkinliğinde konuşmanın bile bazı aktivistler için kendi ülkelerinde risk yaratabiliyor olması oldukça düşündürücüydü.
Konuşmacılar göç, savaş ve otoriter rejimler altında örgütlenme deneyimlerini paylaştılar. Tüm bu zorluklara rağmen mücadeleyi sürdürmeleri ilham vericiydi.
Feminist Dayanışmanın Kuşaklar Arası Aktarımı
Katıldığım etkinliklerden biri de “Intergenerational Peace” başlıklı oturumdu. Bu etkinlikte genç aktivistler ile 1995 Beijing Konferansı’nda düzenlenen NGO Forum’un organizatörleri bir araya geldi.
Otuz yıl aradan sonra deneyimlerin aktarılması oldukça etkileyiciydi.
Konuşmalarda sık sık aynı noktaya gelindi: Değişim için en temel adım, birbirimizle konuşabileceğimiz kadın çemberleri kurmaktan geçiyor.
Bu tartışmaları dinlemek, ÇemberDE olarak yürüttüğümüz çalışmaların ne kadar doğru bir hatta ilerlediğini bir kez daha gösterdi.
İnsani Yardımda Yerelleşme ve Kadın Liderliği
Özellikle merak ettiğim başlıklardan biri de insani yardım alanında toplumsal cinsiyet eşitliğiydi.
Sudan, Yemen ve İsveç’ten konuşmacıların yer aldığı bir etkinlikte yerelleşmenin önemi ve kadınların sahada üstlendikleri aktif roller güçlü biçimde vurgulandı.
Kadınların krizlere yalnızca maruz kalan kişiler olarak değil, aynı zamanda çözüm üreten ve topluluklarını yeniden kuran aktörler olarak görülmesi gerektiği özellikle vurgulandı.
Feminist Hareket İçinde Güç, Yerellik ve Temsil
1995 Huairou NGO Forumunun yerel örgütlenmeye etkisini ele alan bir başka oturumda ise feminist hareketin kendi içindeki güç ilişkileri de eleştirel biçimde tartışıldı.
“Feminist örgütler içinde güç nasıl dağılıyor?”, “Kimin adına konuşuyoruz?”
Bu soruların etrafında yürüyen tartışmalar, yerel kadınların deneyimlerinin merkeze alınmasının ve onları çözüm süreçlerinin asli aktörleri olarak görmenin önemini bir kez daha hatırlattı.
Bakım Ekonomisi Tartışmaları
Bu oturumlarda bakım ekonomisi ve bakım emeği önemli bir başlık olarak öne çıktı.
Global Grassroots Women Community Caregivers Summit ve Global Alliance for Care gibi girişimler hakkında bilgi edinme fırsatı buldum.
Türkiye’de pandemi ve deprem deneyimlerinden bakarak bu tartışmaları dinlemek benim için oldukça anlamlıydı.
Feminist Olmayan Sivil Toplumun Varlığı
CSW’ye katılan tüm sivil toplum örgütlerinin feminist perspektife sahip olmadığını görmek de önemliydi.
Türkiye’de olduğu gibi bazı ülkelerden gelen gruplar “aile değerleri” merkezli etkinlikler düzenliyor ve feminist söylemden özellikle uzak duruyorlardı.
Bu durum uluslararası alanda da feminist hareketin karşı karşıya olduğu ideolojik mücadeleyi açık biçimde gösteriyordu.
Filistin Meselesinin Sınırlı Görünürlüğü
Filistin meselesinin CSW programında oldukça sınırlı yer bulduğunu gözlemledim.
Türkiye delegasyonu olarak Filistinli kadın aktivistlerin konuşmacı olduğu bir etkinliğe yoğun katılım sağladık. Ancak güncel gelişmelerin gündeme getirilmemesi ve katılımcılara söz verilmemesi dikkat çekiciydi.

Ekonomik Okuryazarlık: Feminist Mücadelenin Yeni Alanı
Katıldığım bazı etkinliklerde kadınlar arasında makroekonomik okuryazarlığın yaygınlaştırılmasının önemi özellikle vurgulandı.
Küresel politikaları anlamak ve alternatif çözümler geliştirebilmek için ekonomik bilgiye erişimin kritik olduğu ifade edildi.
Bu başlık Türkiye’de daha fazla tartışılması gereken bir alan olarak dikkatimi çekti.
Türkiye’den Katılım ve Uluslararası Dayanışma
Türkiye’den Kadının İnsan Hakları Derneği, Kadın Koalisyonu gibi örgütlerin yanı sıra akademisyenlerin ve aktivistlerin katılımı, Türkiye’deki güncel durumu uluslararası kamuoyuna aktarmak açısından önemliydi.
CSW sırasında feminist bir ağ olan AWID ile de bağlantı kurma fırsatı buldum ve etkinliklerinden birine katıldım. Feminist Humanitarian Network’ün finansal engeller nedeniyle bu yıl CSW’ye katılamadığını öğrendim ancak yine de bağlantı kurabildik.
AWID’in de içinde yer aldığı bir yürüyüşe katıldım. New York’ta CSW’nin şehir genelinde çok görünür bir etkileşim yaratmadığını gözlemledim. Buna karşılık şehirde CSW karşıtı ve mizojinik mesajların yer aldığı görsellerin daha görünür olduğunu fark etmek düşündürücüydü.
ÇemberDE için Güçlendirici Bir Deneyim
Tüm bu deneyim benim ve temsil ettiğim örgüt için son derece güçlendirici oldu.
Türkiye’nin sürece katılımını yerinde görmek, savunuculuk çalışmalarını izlemek ve küresel gelişmeleri yakından takip etmek açısından çok öğreticiydi.
Kurulan ilişkilerin feminist ağlarla ve önemli aktörlerle bağlantılarımızı güçlendireceğine inanıyorum.
Deneyimi Paylaşmanın Önemi
Bir başka önemli gözlemim ise CSW’ye yıllardır az sayıda kişinin katılmasının Türkiye’deki kadın hareketi açısından sınırlayıcı bir etki yarattığını düşünüyorum.
Elbette bu süreçleri yakından takip eden uzmanların düzenli katılımı çok değerli. Ancak bu deneyimin daha geniş çevrelere aktarılması da son derece önemli.
İlk kez katılan kişiler olarak bizlerin bu deneyimi yaygınlaştırma konusunda önemli bir rol oynayabileceğine inanıyorum.
Nitekim CSW’ye katılmam ÇemberDE üyeleri, destekçileri ve takipçileri üzerinde de güçlü bir etki yarattı; kendilerini temsil edilmiş hissettiklerini söylediler. Şimdi pek çok kadın bu deneyimi konuşmak ve tartışmak istiyor.
Bunun Türkiye’deki feminist mücadeleyi güçlendireceğine inanıyorum.




Yorumlar